Nasıl rahat bir gülümseme takmış, her şeyin yerli yerinde olduğu; umursuzca sabah kahvaltısını yapmış yavaş ve sakin adımlarla işine giderken veya akşam olmuş yanında güzel bir pasta yeni demlenmiş bir çay heyecanla takip ettiğin televizyondaki programa dalmış.

kimin umurunda ki acıyı gözünde ki yaşı yanağından süzülürken yakalayıp susuzluğunu gideren bir tarafta. Bir şelalenin hemen yanında hazırlanmış bir çardak, suyun sesiyle kendine huzur ararken, diğer tarafta bir metrekarelik seccadesi dışı ateş ve buzla çevrili atacak adımı kalmamış sebepsiz, perdesiz.

Neden mi yazıyorum bunları?

“Mevlana ‘kaza gelince akıl susar’ demiş ya” aynen öyle.

Sesleri korkunç sesleri geliyor duvarların
Yıkılıyor teker teker.
Sürüklene sürüklene büyüyor,
yıkılmaz sandığın duvarları yıkıyor.

                   Yapması yıllar süren, Kaç kişinin emeğini, bedenini yıllarını, hayallerini verdiği uğruna hiç umursamadan *"sanki parmaktan şeker ölçer gibi gövdesini en keskin kılıçlara siper ettiği"* harcadığı ve tuğla tuğla, kat kat inşa ettiği duvarlar, her çeşitten renkten süslenmiş.

Toplumsal bağlarımız, “Bağıntısızca bağladıklarımız”, “Varlığını bile bilmediğimiz - biz kendimizi bildiğimizden beri oradaydı çünkü - (Mağrada doğmuş büyümüş gölgelerle konuşan ne bilsin suretleri)”

Geri dönüşsüz (irreversible) bir kibritin yanması gibi, -entropi-

uzatma!

Toplumsal bağlarımız geri dönüşsüz bir yola doğru gidiyor.

E tamam ne yapılabilir ki?

Saatte 198 km hızla giden bir arabada arka koltukta uykudan uyandığında birden karşıdan bir arabanın size doğru geldiğini yalnız 45 m mesafe kala görseniz. o birkaç milisaniye içinde ne yapabilirsiniz ki?

Başka hiç bir şey yapmaya vakit kalmıyor ki, şehadet getirmeye çalışsan “la ilahe"de kalırsın “illallah” bile diyemezsin. yan tarafta uyuyan sevdiğini uyandırmaya çalışsan ne olur ki, bırak rahat uyusun.

Sadece “ALLAH” derim.

Neden yazdın ki öyleyse?

Hala yazabiliyorum da ondan.