
Ne Hayallerin vardı oysa.
Görmüştün sen de gerçeği.
Güç nasıl da cezbetmiş (ti) seni.
İnsanları güzellikle iyilikle bir yöne yönlendirmek i… kendini, ne kadar zoru bu böyle biliyordun ama kabullenemiyordun ya işte.
“Cemadat fazla, nebatat az; nebatat fazla, hayvanat az; hayvanat fazla, insanlar az; kafirler fazla, müslümler az; amiler fazla, veliler az; veliler fazla; asfiyalar az; asfiyalar fazla, enbiyalar az….”
bu şekilde gidiyordu ya işte.
Oysa Mordor’da Karanlıklar Efendisi uyanıyordu. Biliyordun daha önce kimsenin görmediği bu gerçeği çareler arıyordun ilkin ama biliyordun ki insanlar güce teslim olmayı tercih eder her zaman:
“Sen haklısın ey Musa… Ama karnımızı Firavun doyuruyor.”
Asch deneyi vb binlerce meta vardı önünde sen okumuş ve bilgeydin biliyordun bunları. Olasılıkları teker teker inceliyordun. Elfler de gidiyordu zaten sessiz ve sakince geride kalan birkaç idealist haricinde orta dünyadan göçüyorlardı. Cüceler sadece kendini ve altınlarını düşünen bana birşey olmaz yer altında yaşarım diyen zavallılar…
İşte vermiştin ya sen de. Karanlıklar Efendisine hizmetkar olmayı.
Entler vardı belki de hiç hesaba katmadığın…..
Entlerin Büyük Yürüyüşü…
Belli ki son defa>
“Gelin, Meclis’e katılın! Gidiyoruz! Isengard’a gidiyoruz!”
“Isengard’a!” diye bağırdı entler bir ağızdan.
“Isengard’a!”
Haydi, Isengard’a! İsterse taştan kapılarla sarılmış, kapatılmış olsun Isengard; istediği kadar sağlam, çetin, taş gibi soğuk, kemik kadar çıplak olsun Isengard, gidiyoruz, gidiyoruz, gidiyoruz savaşa, taşı yarıp kapıyı yıkmaya.
Çünkü gövde ve dal yanıyor, ocak harlanıyor; biz de gidiyoruz savaşa! Kasvet diyarına, kıyametin ayak sesleriyle, davullar çalarak geliyoruz Isengard’a kıyama geliyoruz!
Kıyama geliyoruz, kıyama geliyoruz!