Büyükler de sever masal. Anlat o zaman…

Vahşi bir ormanda bir başına kendine yeten, acıktığında avlanan, dinlenmek istediğinde dinlenen, güçlü mü güçlü bir hayvan varmış. Siz ister aslan deyin ona ister eşşek. O kendine yeten bir hayvanmış. Sürü halinde güçlü olan diğer hayvanlar gibi değil.

Tabii gücünü bilmeyen yokmuş o hayvanın, kimse karşısına çıkmazmış, kim yenileceğini bileceği bir savaşa girer ki.

Tabii ki düşmanları da varmış bizim hayvanın. Karnını doyurmak için yediği diğer hayvanlar başta, onu yenemeyeceğini bilen, onun yerine göz dikenler diğer başta.

Toplanmışlar bir gün heycanla, tüm amaçları yok etmekmiş hayvanı. Düşünmüşler, gizlice karanlık mağarada… Nihayetinde onca düşünceden sonra karar vermiş içlerinden en zekisi. Çoğu anlamamış, hatta itiraz etmiş ama. Karar verilmiş bir kere…

İçlerinden en zekisi yaklaşmış hayvanın yanına, başlamış konuşmaya. İlkin gücünden bahsetmiş onun sonra kendilerinin güçsüzlüğünden. Bir toplantı yaptıklarını da eklemiş ve demiş ona:

“Biz bütün orman halkı karar verdik seni kral yapmaya. Sen artık kralımızsın bizim. Artık her gün yorulmak yok sana, her gün istediğin yiyecek emrince sana gelecek, istediğin şekilde olacak herşey, hatta sen düşünmeden senin için karar verecek orman.”

Hayvan şüphelensede ilkin, bu konuşma bitince olmuş birden ormanın kralı. Herşey mükemmelmiş, ne zaman “karnım acıktı” dese en güzel yiyecekler geliyormuş önüne, en tatlı su onca uzaktan onun ayağına geliyormuş. Ona o kadar güzel bir döşek yapmışlar ki uykuya doyamıyormuş…

Bu böylemi devam etmiş, tabii ki değil. İlkin kilo almış ya hayvan, onun yerine karar vermiş orman “diyet yapmalıymış hayvan”. Hayvan şüphe etmemiş bundan. Yavaş yavaş o güzel yiyecekler azalmaya başlamış sonra kendini tatsız tuzsuz otlara bırakmaya başlamış ama hayvan bir şey diyememiş buna, herşey güzelmiş yemekten başka. Emek harcamadan geliyormuş yemeği suyu, rahatmış güzel döşeği…

Sonra her gece kral için düzenlenen geceler iki günde bir, üç günde bir derken ayda bir olmaya başlamış, malum “tansiyonu varmış kralın” çok yormamalıymış kendini.

Sanmayın çok uzun zamanda oldu bunlar, bir kaç ay içinde o güçlü hayvan artık zayıflamış, kimseye dokunanamayacak hale gelmiş, zaten çok da yaşamamış ya o ayrı bir hikaye.

Çıkmış o güçlü hayvanı bu hale getiren zeki hayvan, demiş:

“Gördünüz mü neler oldu? Bir kısmınız korktunuz o hayvandan, azar azar yiye yiye bitirecekti sizi, siz beklemeye karar vermiştiniz kaderinizi; bir kısmınız ise savaşmak istiyordu yenileceğini bile bile, gururunuz yok edecekti sizi de.”

“Ama gördünüz işte artık o güçlü hayvan yok, onun yerine bizim dahi yemek istemediğimiz otlarla beslenen, içmek dahi istemiyeceğimiz suları içen, olmayan hastalıkları için kendine üzülen bir hayvan var. Onu biz bu hale getirdik…”

“Bekleseydik ilk dediğiniz gibi yada savaşsaydık… Olacaktı gerçekten bir kral o zaman ne yapardık kimbilir.”

Oysa zaferin tadını tatsaydı o güçlü hayvan nasıl durdurulabilirdi ki. Oysa şimdi ona sunduğumuz sahte zafer içinde elde ettiğini uğraşsız kazancını kaybetme korkusu sindi içine, o kadar ki artık onları kaybetmemek için kendi içindeki güçü bile unuttu.

Şimdi tek birşey kalıyor bize. Uyutmak… ve bir daha uyandırmamak…