Skip to content

mevlana-kuresel ısınma

Narrow screen resolution Wide screen resolution
You are here: ANA
Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri PDF Yazdır E-posta
Yazar mevlana   
Cumartesi, 12 Ağustos 2006

mevlana
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün
  • Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.
  • Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

    Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

    Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

    Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

    1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

    Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

    Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

    Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.

    Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

    Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

    Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

    Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

     

    "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"

    Mesnevi'den

    Mevlana, "Mesnevi" sine "Birlik Dükkanı" demekte, Mesnevi'yi "Mesnevi'miz, Birlik dükkanıdır; birden baska ne belirirse puttur." beytiyle övmekte. Birlik Dükkanı.. Her varlık o dükkanda yoğrulup yapılmakta, orda sergilenmekte, satılmakta; orda yıpranip gene orda potaya girmekte, yenilenmekte.

    Sebepler sonuçları meydana getirmekte; sonuçlar, gene sebepler haline gelip başka sonuçlar belirmekte. Bu dükkanın bir ucu, dükkanı yapanin kudret elinde; öbür ucu, sonsuzluğa dek gitmekte ve gene o kudret eliyle sonu ön olmakta; her an yaratılmakta. Bu dükkanın alıcısı, satıcısının kendisi."

     

    Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan; hırstan ayıptan adamakıllı temizlendi. (1/2/22)

    Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir. Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim?" (1/3/31-32)

    Ehl-i Keremin vaatleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaatleri ise gönül azabıdır. (1/14/181)

    Diri aşk, ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur, durur. O dirinin aşkını seç ki; bakidir ve canına can katan içkiden sana sakilik eder. (1/17/218-219)

    Kalp altınla halis altın ayarda belli olur. Kalple halisi, mihenge vurmadıkça tahmini olarak bilemezsin. Allah kimin ruhuna mihenk korsa ancak o kişi, yakini şüpheden ayırt edebilir. (1/24/299-300)

    Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir. Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sûreti o vesile yüzenden daha uzağa atar. Gönül, kendisine sır vereni; ok kendisini uzağa atanı görmedikçe. (1/90/1112-1115)

    Güle aşık, halbuki esasen gül, kendisine aşık, kendi aşkını aramakta. (1/126/1574)

     

     


    Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür. Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim; insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insanın malı olmayan ilim yükten ibarettir. (1/275/3446-3447)


    Gönül, ne tarafı işaret ederse duygu da eteklerini toplayıp o tarafa gider. (1/285/3567)


    Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya, murdar bir şeyden ibarettir. (2/45/582)


    Sevgiden acılıklar tatlılaşır. Sevgiden bakırlar altın kesilir. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı-duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur. Bu sevgide bilgi neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta oturur ki? Noksan bilgi nereden aşkı doğuracak? Noksan bilgi de bir aşk doğurur ama o aşk, cansız şeylerdir. Noksan bilgi sahibi, cansız bir şeyde dilediği şeyin rengini görünce adeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur. (2/117/1529-1534)


    Gönül aynası saf olmalı ki orada çirkin suratı güzel surattan ayırt edebilsin.
    (2/157/2063)

    Gönül, yalan sözden istirahat bulmaz. Suyla yağ karışık olursa çırağ aydınlık vermez. Doğru söz kalbe istirahat verir. Doğru sözler gönül tuzağının taneleridir. Gönül hasta olur, ağzı kokarsa ancak o vakit doğruyla yalanın tadını alamaz. Fakat gönül ağrıdan illetten salim olursa yalanla doğrunun lezzetini adamakıllı bilir, anlar.
    (2/210/2735-2738)

    Doğruluk, her duygunun uyanıklığıdır; bu sûretle duy-gulara zevk, munis olur.
    (2/248/3236-3239)

    Bakır, altın olmadıkça bakırlığını; gönül padişah olma-dıkça müflisliğini bilmez. Bakır gibi sen de iksire hizmet et. Gönül, dildarın cevrini çek. Dildar kimdir? İyice bil. Dildar ehl-i dildir. Çünkü elh-i dil olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp durmakta, âlemde eğleşmemektedir. Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla az kına.
    (2/267/3475-3477) 

     


    Aşıkların neşesi de odur, gamı da, hizmetlerine karşılık aldıkları ücret de! Aşık, sevgiliden başkasını seyre dalarsa bu, aşk değildir, aslı yok bir sevdadır. Aşk, o yalımdır ki parladı mı sevgiliden başka ne varsa hepsini yakar. "Lâ kılıcı", Allah'tan başka ne varsa hepsini keser, silip süpürür. Bir bak hele "Lâ"dan sonra ne kalır? "İlla Allah; kalır, hepsi gider. Neşelen, sevin, ey ikiliği yakıp yandıran şiddetli aşk!"
    (5/51/586-590)

    Ruh bağışlayan güzelden ruhunu esirgeme. O, seni kır atın üstüne bindirir.
    Taçlar veren o başı yücelerden başını çekme. O gönlünün ayağındaki yüzlerce düğümü çözer.
    Fakat kime söyleyeyim?Bütün köy içinde nerede bir diri? Âbıhayatın bulunduğu tarafa doğru koşan kim?
    Sen bir horluk görür görmez aşktan kaçmadasın. Bir addan başka aşktan ne biliyorsun ki?
    Aşkın yüzlerce nazı, edası, ululuğu var. Aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.
    Aşk vefakar olduğu için vefakar olanı satın alır. Vefasız adama bakmaz bile.
    İnsan bir ağaca benzer, ahdi de ağacın köküne. Kökün iyileşmesine sağlamlaşmasına çalışmak gerek.
    (5/96-97/160-166)  


    Gönülden sözsüz, işaretsiz, yazısız yüz binlerce tercüman zuhur eder.
    (1/97/1205-1209)

    Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze kulak verme yolundan gir.
    (1/131/1627)

    Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah'ın sözüdür.
    (1/131/1629)

    Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama içinde manâ kıt... Sözler, yazılar; tuzaklara benzer. Tatlı sözler bizim ömrümüzün kumudur. İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara!
    (1/86/1060-1063)

    Gönül dilerse el, yemek için kepçedir, dilerse on batmanlık gürz.
    (1/285/3571-3573)

    Dert, Allah'ı gizlice çağırmana sebep olduğundan bütün dünya malından yeğdir. Dertsiz dua soğuktur, bir şeye yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden aşktan gelir.
    (3/17/203-204) 

     


    Dosta dostun zahmeti ağır gelir mi? Zahmet: içtir, ruhtur. Dostluksa onun derisine benzer. Dostluk nişanesi beladan, afetlerden, mihnetlerden hoşlanmak değil midir? Dost altın gibidir. Bela da ateşe benzer. Halis altın, ateş içinde saf bir hale gelir.
    (2/111-112/1459-1461)

    Gönül istemeden ağza gelen lâtif sözler, külhandaki yeşilliğe benzer, dostlar. Uzaktan bak, geç.
    Yavrum, onlar yemeye kokmaya değmez. Vefasızlara gitme. Onlar: iyi dinle"yıkık köprüdür"
    Bilgisiz biri oraya ayak basarsa köprü de yıkılır, ayağı da kırılır.
    Asker, nerde bir bozgunluğa uğrarsa iki-üç karı tabiatlı adamın yüzünden uğrar. O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri de, "işte tam dost", diye ona güvenirler. Fakat savaş zahmetlerini gördü mü yüz çevirir. Onun kaçışı senin manevi kuvvetini de kırar.
    (2/218/2840-2846)

    İyilik ettiğin kişinin şerrinden sakın! Dostluk son demdedir.
    (3/21/263-264)

     

     



    Sohbet vardır, keskin bir kılıca benzer; bostanı, ekini kış gibi kesip biçer. Sohbet vardır, ilkbahar gibidir. Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir. İhtiyat ve tedbir ona derler ki, "kötü zannı gideresin, kaçıp kötülüklerden kurtulasın."
    (3/22/265-267)

    Seni dostundan ayıran sözü dinleme. O sözde ziyan vardır, ziyan!
    (3/33/419)

    Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir.
    Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir.
    (5/218/2665-2666)

    İyilik, hoşluk zamanında hepsi dosttur, eştir. Fakat dert ve gam zamanı Allah'tan başka kim sana dost?
    (5/262/3206)

    Dost nasıl dosttur? Rey ve tedbir bakımından merdivene benzeyen, seni aklıyla her an irşat edip yücelten dost.
    (6/ 43/510)
     

     

    Dünya sevgisi, dünya geçimiyle savaşma yüzünden sana o ebedi azabı ehemmiyetsiz gösterir. Ölümü bile ehemmiyetsiz bir hale getirirse bunda şaşılacak ne var ki? O sihriyle bunun gibi yüzlerce iş yapar!
    (3/332/4066-4067)

    Dünyadan geçen kişiler de yok olmamışlardır, fakat Allah sıfatlarına bürünmüşlerdir. Onların sıfatları, Hak sıfatlarına karşı, güneşin karşısın-daki yıldızlara dönüşmüştür.
    (4/36-37/442-446)

    Kör bir deveye benzersin. Boynundaki yular, seni yeder, durur. Fakat çekeni gör, yuları değil.!
    Çekeni ve yuları görsen senin için bu âlem 'aldanma yurdu' olmazdı.
    (4/108-109/1321-1324)

    Bu âlemin direği gafletten ibarettir.
    (4/109/1330)

    Gerçi dünyanın değeri taklittir ama her mukallit sınanmada rüsvay olur.
    (5/329/4053)

    Dünya Allah'ın kahır yurdudur. Kahrı seçtiysen kahır göre dur.!
    (6/151/1890) 

     

    MESNEVİYİ OKUMAK İÇİN 

    Mevlana ve Mesnevi konulu kitaplar


    Aktaş, Hasan; Mevlâna Okulu ve Misyonu; Yort Savul Yayınları, 2003.


    Arasteh A. Reza; Aşkta ve Yaratıcılıkta Yeniden Doğuş - Mevlâna Celâleddin Rumi'nin Kişilik Çözümlemesi. Kitabiyat Yayınları, 2000

    Araz, Nezihe; Anadolu Erenleri. Özgür Yay.


    Araz, Nezihe; Anadolu Evliyaları. Özgür Yay.


    Araz, Nezihe; Aşk Peygamberleri. Özgür Yay.


    Büyükkörükçü, Tahir; Mevlâna ve Mesnevi / Hakiki Vechesiyle; Bedir Yayınları, 1997.


    Büyükkörükçü, Tahir; Mevlâna'nın Hayatı, Şahsiyeti. 1939


    Can, Şefik; Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi. Ötüken Yay.


    Can, Şefik; Kur'an Tefsiri Açısından Mesnevî. Ötüken Yay. 2001


    Can, Şefik; Mevlâna ve Eflatun. Okul Yayınları, 2004.


    Can, Şefik; Cevahir-i Mesneviyye -Mesnevi'den Seçmeler (2 Cilt ). Ötüken Neşriyat, 2001.


    Can, Şefik; Divan-ı Kebir - Seçmeler (4 Cilt). Ötüken Neşriyat, 2000


    Can, Şefik; Mesnevî Hikâyeleri. Ötüken Neşriyat, 2003


    Can, Şefik; Mesnevi Tercümesi (1-6). Ötüken Neşriyat.


    Can, Şefik; Mevlâna / Hayatı-Şahsiyeti-Fikirleri. Ötüken Neşriyat, 1997.


    Can, Şefik; Okullar İçin Mesnevi'den Seçmeler. Ötüken Neşriyat, 2005


    Cebeci, Prof. Dr. Fethullah; Mevlâna ve İslam Cantaş Yayıncılık


    Çelebi, Asaf Halet; Mevlâna ve Mevlevilik Hece Yayınları, 2002.


    Çelebi, Asaf Halet; Mevlâna'nın Rubaileri. Hece Yay. 2002


    Demirci, Mehmet; Mevlâna'dan Düşünceler. Akademi Yayınları, 2002


    Dervişoğlu, İsmail; Mesneviden Seçmeler. Karanfil Yay.


    Efe, Ahmet; Mevlâna Gülşeni (The Rose Garden Of Mevlâna). Kitap Dünyası, 2002.


    Eflaki, Ahmed; Ariflerin Menkıbeleri 1 (Mevlâna ve Etrafındakiler). Remzi Kitabevi, 1986


    Ekiz, Osman Nuri; Mevlâna. Toker Yayınları, 1998.


    Elitez, Ziya; Düşündüren Mevlâna. Kozmik Kitaplar, 2005.


    Emiroğlu, Doç. Dr. İbrahim; Sufi ve Dil [Mevlâna Örneği]. İnsan Yayınları, 2002.


    Emiroğlu, Doç. Dr. İbrahim; Yanlış Düşünce ve Davranışlar Karşısında Mevlâna. İnsan Yayınları, 2002.


    Ergin, Osman; Dâr-ül Mevlevi, 1939


    Eyyüboğlu, İzmet Zeki; Mevlâna Celâleddin. Özgür Yay.


    Fiş, Radi; Bir Anadolu Hümanisti Mevlâna. Evrensel Basım Yayın, 2005.


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna (Hayatı, Sanatı, Yapıtlarından Seçmeler) Varlık Yayınları


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mesnevi Tercümesi ve Şerhi (Takım - 3 Cilt) İnkılap Kitabevi


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin (Hayatı, Felsefi, Eserleri). İnkılap Kitabevi, 1999


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin Mektuplar. İnkılap Kitabevi


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin Rumi' nin Mesnevi Bahçesi. Nükte Kitap, 2003.


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin - Divan. İnkılap Kitabevi


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin, 1951, 1952, 1958


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna'dan Sonra Mevlevîlik. 1953


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlevi Âdab ve Erkânı. 1953


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin - Divan-ı Kebir - Seçmeler. M.E.B. 1000 Temel Eser 37, 1970


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Divan-ı Kebir Tercümesi. (5 Cilt), Remzi Kitabevi 1957-1960


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin. İnkılap Kitabevi, 1959


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Fîhi mâ-fih Tercümesi. Remzi Kitabevi 1959


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mektuplar (Mevlâna'nın Mektuplarının Tercümesi). İnkılap Kitabevi, 1963


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mevlâna Celâleddin - Divan. Milliyet Yayınları, 1971


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Mecâlis-i Seb'a Tercümesi. Konya, 1965


    Gölpınarlı, Abdülbaki; Rubailer (Mevlâna'dan Tercüme). Remzi Kitabevi, 1969


    Güllüce, Hüseyin; Kuran Tefsiri Açısından Mesnevi. Ötüken Yay..


    Gündüzalp Selim; Mesnevi & Mevlâna. Zafer Yayınları, 2005


    Gürer, Dilaver; Peygamberlerin Öyküleri (Fusûsu'I-Hikem ve Mesnevi'de). İnsan Yayınları


    Hacıtahiroğlu, Dr. Abdullah Öztemiz; Mesnevi Mevlâna - Kendi Vezniyle Manzum Tercüme. Ötüken Yay. 1972


    Kadir, A.; Bugünün Diliyle Mevlâna. SAY Yayınları.


    Kanar, Yüksel; Mevlâna Celâleddin Rumi Eserlerinden Seçmeler Morpa Kültür Yayınları, 1992.


    Kabaklı, Ahmet; Mevlâna. Türk Edebiyatı Vakfı.


    Karakoç, Sezai; Mevlâna. Diriliş Yayınları.


    Karaismailoğlu, Adnan; Mevlâna ve Mesnevî. Akçağ Yay. 2001


    Kollektif; Konya'dan Dünya'ya Mevlâna ve Mevlevilik. Karatay Belediyesi, 2003.


    Konuk, A. Avni; Mevlâna Celâleddin Rûmî; Mesnevî, Tercüme ve Şerh. Gelenek Yay. 2005


    Konuk, A. Avni; Mevlâna Celâleddin Rûmî; Fîhi Mâ Fîh, Tercüme ve Şerh


    Lermioğlu, Ayten; Mevlâna ve Yakınları


    Lermioğlu, Ayten; Mevlâna ve Aşk. Kültür Bakanlığı


    Lewis, Franklin D.; Mevlâna. Kabalcı Yay.


    Mevlâna Celâleddin Muhammed; Divan-ı Kebîr. Konya Mevlâna Müzesi K. 2 Cild. No: 68, 69


    Mevlâna Celâleddin Muhammed; Divan-ı Kebîr. Konya Mevlâna Müzesi. No: 2106


    Mevlâna Celâleddin Muhammed; Mesnevi. Konya Mevlâna Müzesi. No: 1113


    İzbudak, Veled Çelebi; Mevlâna - Mesnevî, Çev.: 6 Cilt. M.E.B. 1991


    Nicholson, Prof. R.A.; Mevlâna Celâledden Rûmi, Çev. Ayten Lermioğlu, Tercüman 1000 Temel Eser,1973


    Okuyucu, Cihan; İçimizdeki Mevlâna. Bilge Yayınları, 2002.


    Ordulu, M. Akif; Bezirgan İle Papağan (Mevlâna). Çilek Yayınları. 2005


    Önder, Mehmet; Mevlâna ve Mevlevilik. Aksoy Yayıncılık.


    Önder, Mehmet; Mevlâna, 1971


    Önder, Mehmet; Mevlâna Müzesi Rehberi, 1970


    Önder, Mehmet; Mevlâna ve Mevlevîlerin Kıyafeti, 1970


    Önder, Mehmet; Mevlâna Şiirleri Antolojisi. 1959, 1970


    Önder, Mehmet; Mevlâna, Mesnevî'den Hikâyeler, Dönmez Yayınları


    Özdamar, Mustafa; İnsanlığın Piri Hazreti Mevlâna. Kırk Kandil, 2000.


    Öztürk, Yaşar Nuri; Mevlâna Celâleddin Rumi ve İnsan. Yeni Boyut, 2000.


    Rifai, Kenan; Mesnevî-i Şerif. Kubbealtı Yay.


    Schimmel, Prof. Dr. Annamarie; Ben Rüzgarım Sen Ateş - Mevlâna Celâleddin Rumi'nin Hayatı ve Eseri. Ötüken Neşriyat, 1999, 2000


    Sevük, İsmail Habib; Mevlâna Güldestesi, 1954


    Şahin, Ahmet Metin; Mevlâna Mesnevi'den Seçme Hikayeler Yağmur Yayınevi, 2005.


    Şahin, İnci; Mevlâna. Semerkand Yayıncılık, 2003


    Tanyaş, Hamza; Mevlâna'dan Rubailer. Kaknüs Yay.


    Tezcan, Ahmet; Kel Papağan / Mevlâna, Mesnevi'den I. Erdem Yayınları, 1998.


    Tezcan, Ahmet; Mezarlıktaki Hazine / Mevlâna Mesnevi'den II. Erdem Yayınları, 1998.


    Topçu, Nurettin; İslam ve İnsan/Mevlâna ve Tasavvuf. Dergah Yayınları


    Turna, Boğaç Babür; Bütün Öyküleriyle Mesnevi-i Şerif. Özgür Yayınları, 2002.


    Turizm Derneği, Konya; Mevlâna Güldestesi, 1965


    Uzel, Nezih: Mevlâna ve İnsan. Elif Kitabevi, 2003


    Uzluk, Şahabettin; Mevlevide Resim, Resimde Mevlevilik, 1967


    Ülger, İbrahim; Mevlâna. Berfin Yayınları, 2003


    Vakkasoğlu, Vehbi; Aşk Çağlayanı Mevlâna. Nesil Yayınları, 2004


    Vitray-Meyerovitch Eva de; Konya, Hz. Mevlâna ve Sema. Konya İl Kültür Müd. Yayınları, 2000; Çizgi Yay.


    Vitray-Meyerovitch Eva de; Dua'nın Ruhu. Türkçesi : Cemal Aydın. Şule Yayınları, 1999


    Watts, Nigel; Sevginin Yolu ( Mevlâna ve Şems-i Tebrizî ). Dharma Yay.


    Yakıt, Prof. Dr. İsmail; Batı Düşüncesi ve Mevlâna. Ötüken Neşriyat; 1993, 2000


    Yılmaz, Burhan; Bilinmeyen Mevlâna. Nüve Kültür Merkezi, 2004; Kozmik Kitaplar, 2005.


    Yücebaş, Hilmi; Edebiyatımızda Mevlâna. L&M Yayıncılık, 1959, 2005.


    Yağmur, Sinan; Mevlâna Celâleddin Rumi: Tennure ve Ateş. Esra Yayınları, 2004


    Yeniterzi, Emine, Yrd. Doç. Dr.; Mevlâna Celâleddini Rumi. Diyanet Vakfı Yayınları


    Yeşildağ, Yılmaz; Mevlâna Yaşamı ve Şiirleri. Gün Yayıncılık, 2000.


    Yılmaz, Mahmut; Mevlâna Mesnevi'den Hikayeler. Harf Yayın İletişim, 2005.


    Zeren, Mehmet; Hz. Mevlâna'nın En Büyük Eseri Mesnevî'de Geçen Bütün Hikâyeler. Semerkand Yay.

     

    Son Güncelleme ( Çarşamba, 20 Aralık 2006 )
     
    < Önceki   Sonraki >